Kategori arşivi: Azınlık Sinema

Yorgan (2004)

Screen shot 2014-01-09 at 10.41.31 AM

KÜNYE

Yapımcı : Vural Turunç
Yönetmen : Caner Yalçın
Senaryo : Caner Yalçın
G.Yönetmeni: Feza Çaldıran
Kurgu : Eytan İpeker
Oyuncular: Esme Madra, Hikmet Karagöz, Ayşegül Devrim, Serkan Keskin, Sarp Aydınoğlu, Murat Gedik

Süre : 9.37

Bırakın iki insanı, “iki harfin bile yanyana gelmesinin” yasak olduğu zamanlar…   Her şeyden nem kapanılan, cahillik, korku ve kaosun en yüksek voltajlı yaşandığı bir dönem…  Masum  bir isteğin yol açtığı trajik olaylar…

12 Eylül dönemi, Türkiye’nin gördüğü en utanç verici, en yaralayıcı ve en insanlık dışı iskencelerin yaşandığı, unutulması güç yıllardı. Devletin sözde düzenin huzurunu sağlamak için yaptığı darbe binlerce insanın ölmesine, sakat kalmasına, “intihar” etmesine, “kaybolmasına” ve daha nicelerine sebep olmuştu.

İşte “Yorgan” bu dönemin acımasızlığını  ve zorbalığını anlatan bir kısa filmdir.

Bazı kesimler tarafından popülistlikle ve duygu sömürüsü yapmakla suçlansa da, propaganda yaparak sinemanın özünü bozduğu söylense de, simgeleri az kullanarak konuyu muallak bir çerçevede bıraktığına yönelik  eleştirilere maruz kalsa da, ben böyle düşünmüyorum. Ve herkese bu kısa filmi izlemelerini tavsiye ediyorum!

Bu sancılı dönemi,  9.37 dakikalık kısa bir  filmde  vermeyi başardıklarını ve verilmek istenen mesajı çok etkili bir şekilde ilettiklerini düşündüğüm için bütün ekibi ayrıca tebrik ediyorum.

Yorgan’ın birçok festivalde aldığı ödüllerle adından sıkça söz ettirdiğini de hatırlatmakta yarar var tabii… İşte o ödüller:

  1. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali
    -En İyi Kısa Film Senaryosu

  2. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi-Kısa Film Yarışması
    -En İyi Senaryo Jüri Özel Ödülü
    -En İyi Görüntü
    6.Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali
    -Ulusal Yarışma – Kurmaca Bölümü Finalisti

  3. Türkiye/Almanya Film Festivali
    -Kısa Film Yarışması – Finalist

  4. Uluslararası İstanbul Kısa Film Festivali
    -Gösterim

  5. Altın Portakal Film Festivali – Ulusal Kısa Film Yarışması
    -Finalist

Filmi izlemek için :

melek

Benim Çocuğum (2013)

Yönetmen: Can Candan
Görüntü Yönetmeni: Oğuz Yenen
Kurgu: Gökçe İnce
Aileler: Şule Ceylan, Ömer Ceylan, Pınar Özer, Nilgül Yalçınoğlu, Zeki Yalçınoğlu, Smea Yakar, Günseli Dum.
listag
Can Candan’ın yönetmenliğinde çekilen Benim Çocuğum, bir ”aile filmi”dir. Bir çok ödül almıştır.

Filmin ilk oluşması ise, 2010 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde Listag Aile Grubu’nun içinde yer aldığı bir söyleyişi de Can Candan’ın katılmasıyla ve orada onları dinlemesi üzerine gerçekleştirmiştir.

Can, çok duygulanmıştır aileleri dinlediğinde ve kendisine şu soruyu sormuştur: ”Ya benim çocuğum da böyle olsaydı?”  Bunun üzerine bu filmi hayata katmak istemiştir. Çekimleri 2011-2012 yıllar arasında gerçekleşmişir.

Transfobinin ve homofobinin etkisin azaltmak için ve önyargıları kırmak için duyarlı bir şekilde hazırlanan film bir çok sinemada ve Türkiye’nin dört bir yanında gösterime sunulmuştur.
Bir düşünün… Ailenizden birisi, çevrenizden birisi, arkadaş çevrenizden ya da partnerinizden biri ya size LGBTT bir birey olduğunu söylerse ne yapardınız? Onu dışlar mıydınız? Yoksa kabul eder miydiniz?Koşulsuz sevgi neydi? Bir annenin, bir babanın çocuğuna duygu özel bir duygu mu?

Bir gün erkek çocuğunuz size, ”Ben aslında kızım” derse ne yapardınız? Ya da kızınız, ”Ben kızlardan hoşlanıyorum.” dese ne tepki verirdiniz?

Her şeyden öte bu filmin temsilciğini yaptığım ve filmdeki annenin kızı olarak yer aldığım için kendimle gurur duyuyorum.

Anlatacak çok şey var aslında sizlere. Ama genel hatları ile söyleyebileceğim tek şey, lütfen bu filmi izleyin ve olabildiğince bir çok insana ulaştırın.

Biliyorum; biliyoruz, bir yerlerde ”kurtarılmayı” bekleyen ve sesini duyurmak, ailesine açık olmak isteyen çok LGBTT birey var.
Farklı kimliklere saygı duymak zorundayız. Belki içinizde çok katı, anlayış göstermeyen birisisiniz. Sevgi ikinci sırada yer alır. Ama sevmenin ön koşulu saygıdır!

Transeksüeller ve eşcinseller her yerdeler! Unutmayın; biz her platformdayız. Bizim de annelerimiz, babalarımız, arkadaşlarımız var. Önce onlara kendimizi kabul ettirmek için savaşıyoruz. Hayır! Önce kendimiz için savaşıyoruz… Çok zor süreçlerden geçtiğimizi bilin istedim. Biz önce kendimize bir şeyleri kabul ettiriyoruz. Bir insanın içinde yaşayabileceği en zor şey kendisi ile savaşmaktır.

Toplum transfobiyi ve homofobiyi çok güzel enjekte etti bize. Ben transeksüel bir kadın olarak kendim gibi olan insanlara hep kötü göz ile baktım. ”Aaa o transeksüel, o kötü” dedim yıllarca. Ama o da benden birisiydi; aynı kaderi yaşıyorduk. Bizler de aşık oluyorduk, seviyorduk. Bizlerde ağlıyorduk, ailemiz ile  seviniyorduk.

Hep bir önyargı var. Transeksüel kadınlar hep seks işçiliği yapmak zorunda gibi gösteriliyor. Çok yanlış bir tabu bu! Yıkın her şeyi zihninizdeki, bizler sizlerin yarattığı ”renkli dünyanın renksiz insanları” değiliz. Bizler de sizler gibi birden çok rengiz.

Filmi dönecek olursak, bu filmde birden çok anne ve babayı dinleyeceksiniz. Sizi karşınıza alacaklar ve sizinle göz göze temas kurarak konuşacaklar. Yaşadıkları deneyimleri paylaşacaklar. Ağlayacaklar, gülecekler. Sizlerde ağlayacaksınız ve güleceksiniz…

Beni en çok etkileyen ise son sahne… LGBTT Pride’de bütün LGBTT bireylerin orada yer alması! İnanılmaz bir enerji hissedeceksiniz. Biraz da gözyaşı…

3 Ocak 2014 tarihinde Bursa’daydık. ” Benim Çocuğumu koskoca dünyaya sığdıramadılar!” diyen bir annenin feryadı… Melek Okan. İrem Okan’ın annesi. O kadar tatlı bir kadın ki, sizinle konuştuğunda hep içinde bir yerlerde kızının da o an var olduğunu hissettiriyor. İrem Okan, bir nefret cinayetine maruz kaldı. Melek Okan ise kızının bizlerle birlikte yaşadığını, bizimle olduğunu söyledi.

Bir çok trans cinayetleri işleniyor. Öyle ya da böyle… İntihar edenler de, etmeyenler de bu politik savaşın içinde: ”Nefret Cinayetleri Politiktir.”

Size daha önce dediğim gibi, Bursa dışında Türkiye’nin bir çok ilinde de bulunduk. Akdeniz ve Karadeniz turunda da bir çok LGBTT birey ile tanıştık, konuştuk, tartıştık. Birlikten güç doğar misali gibi…

Değerli okuyucular benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Mutlaka izleyin. Taksim Mephisto’da satılıyor almak isterseniz eğer. Önyargıları kıralım ve Dünya çok barışçıl bir yer olsun. Yaşam ve mücadele bizlerle olsun.

Filmin fragmanı;

elakadro

A Girl Like Me: The Gwen Araujo Story (2006)

a-girl-like-me-the-gwen-araujo-story-movie-poster-2006-1020372374

Film gerçek hayattan kesintiler sunmaktadır. Transeksüel genç bir kadının hikayesini anlatmaktadır; Gwen Araujo’nun hikayesini…

Transeksüelite gerçekten karışık bir konu. Bir transeksüel kadın olarak Gwen’in neler hissettiklerini, nasıl bir savaş verdiğini, içinde barındırdıklarını çok iyi anlayabiliyorum. Ailesi  ile yaşadığı karmaşa, ”içgüdüsel” olarak hareket ettiği duyguları, beğenileri tarzı  her bir şeyi ben de yaşadım.

Aile içinde ”ilk belirtileri” çocuk yaşta gösteren Gwen, annesi tarafından şiddete maruz kaldı. Kabullenmesi zor bir konuydu. Çocukluktan ergenliğe geçişte hormonların da vermiş olduğu etki ile olmak istediği cinsten daha uzak bir görüntüye sahip olan Gwen artık kendini saklayamıyordu. Sütyen satın alması, okula giderken ruj sürmesi, okulda erkekler tarafından şiddete maruz kalması ve ablasının onu koruması; her şey…

LGBT Derneğine üye olması ve annesinin de orada yer almasını istemesi üzerine Gwen artık kimliğini yaşamaya başlamıştı. Saçları uzamıştı. İstediği, olmak istediği cinse ait elbiselerini seçmişti.

Gwen’i ve bir çok transeksüel kadını ben de çok iyi anlıyorum. Ben de onlardan bir tanesiyim. Biz aslında hep ”olmak istediğimizdik.”

Bize doğuştan verilen şeyleri kabul etmiyorduk sadece. Bu bir isyan değildi; bu bir karşı çıkış olma durumu değildi. Bu tamamen içgüdüsel bir hareketti. Nasıl mavi göz rengine sahipsek, bu da onun gibi bir şeydi. Sevdiğimiz bir müziği ”sevme halimizdi”.

Gwen kısa süreceğini bilmediği yolculuğuna devam ederken, bir adama aşık oldu. Her kadın gibi o da kalbinin gizli perdesini açmıştı. ”Bir kadının kalbi bir okyanus gibidir.” demiş Rose Dawson. Gwen de aynen böyle, okyanus gibi derin sevmişti bu adamı.  O hiç düşünmemişti bir sonraki adımı. Ama biliyordu; Gwen farklıydı.

Filmde de göreceksiniz bu iki aşığı. Çok güzel günler geçirirler. Aşık olduğu kişi aile yemeğine gelir ve ailesi ile tanışır. Belki de Gwen onun da diğer kızlar gibi olduğunu, sıradışı bir özelliği olmadığını gösteriyordu ”bir sonraki felaket” için.

Annesi ile tartışırlar ve annesi adama Gwen’in transeksüel olduğunu söyler. Gwen yıkılmıştır. Ona Gwen söyleyecektir…

Sonrası ise Gwen’in isyanı ve bazı arkadaşları tarafından uğradığı büyük felaket… Ve ölüm…

Ben Gwen’i çok iyi anlayabiliyorum. Onun yaşadığı o isyankar duygu. Kendini kanıtlamak. Şişenin dibine vurduğu tehlikeli kumar oyunu.

Annesinin Gwen’in ölümünde sonra aktivist kimliği ile kendini göstermesi; böyle insanlarında var olduğunu. Hep birilerinin ölmesi mi gerekiyor? Size soruyorum. Bir düşünün. Sevin bizi. Aşık olun. Yaşanacak çok şey var inanın bizlerde…

Filmi izleyin… Gwen size çok şey anlatacaktır. O da bir kadındı. Kendini kanıtladı; herkesten önce kendisine. Seni seviyorum Gwen Araujo…

Film için yapılmış bir hayran videosunu izlemek için;

elakadro